Başarının Fotoğrafı: Park Cam

None
Kısa sayılabilecek bir süre zarfında Türkiye’nin en modern cam fabrikasını kurmayı başaran Park Cam Genel Müdürü Semih Özbay; ‘‘Biz, siz yok. Başarı da başarısızlık da ortaktır” diyerek çalışma arkadaşlarına güvence veriyor.

“En Eskisi Ya Da En Büyüğü Değiliz Ama Biz Dünyanın En İyisiyiz’’

Kısa sayılabilecek bir süre zarfında Türkiye’nin en modern cam fabrikasını kurmayı başaran Park Cam Genel Müdürü Semih Özbay; ‘‘Biz, siz yok. Başarı da başarısızlık da ortaktır” diyerek çalışma arkadaşlarına güvence veriyor.

Özbay, röportaja büyük bir meşakkat ve özveri ile 3 yıl gibi kısa sürede elde edilen bu başarının arkasındaki ekibe teşekkür ederek başlıyor ve ekliyor; “Başarılı olmanın yolu mutlu olmaktır ve kimse tek başına mutlu olamaz. Ekibime bu başarı tablosunda yer aldıkları için minnettarım… Bize güvendiler, şüpheye düşmesinler; bu güven ve istikrar sürdüğü sürece sektörün en güçlü oyuncularından olacağız.” Biz de Semih Özbay ile cam sektörünün Türkiye’deki gelişimi, Park Cam’ın kuruluşu, faaliyetleri ve yurt içi satışları hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Okurlarımıza kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

1958 Ordu ili Perşembe İlçesi doğumluyum. Bilenler bilir, Vonalıyım. Babam subaydı, birçok ili dolaştıktan sonra Ankara’ya göç ettik, ilkokulu orada bitirdim. Daha sonra TED Ankara Koleji’nden mezun oldum. 3 kardeşiz, 1 kız kardeşim, 1 erkek kardeşim var. Tabii şimdiki çocuklar gibi değildim; sokakta top koşturmayı seven biriydim. Hatta bir hayli yaramazdım. Haylazlık eğitim hayatıma da yansıdı. Ankara Koleji’ni bitirdikten sonra bir ODTÜ Elektrik macerası geçti başımdan. 12 Eylül öncesi 1976’da ODTÜ Elektriği kazandım fakat İTÜ Gemi İnşaat bölümünde okumak istiyordum. Kazanamadım, tamam dedim ODTÜ’ye gideceğim. O dönem üniversitelerde boykot olurdu. Bu durumdan istifade ederek 3. senemde olmalıyken okulu bıraktım. Hiç ders çalışmadan sınava girdim, yine kazanamadım. Sınavı kazanamayınca babamın karşısına çıktım, rahmetli babaannem ve rahmetli annem ile oturuyorlardı. Okulu bıraktığımı söyledim. Annem ve babaannem baygınlık geçirdi, her biri bir tarafa düştü. Babam, ‘Peki, önerin nedir?’ diye sordu. Ben de ‘Bana bir sene daha verin, sınavlara hazırlanayım’ dedim. Rahmetli babamın o günkü duruşunu, sabrını ve desteğini asla unutmam. Bu sefer ilk tercihim olan İTÜ Gemi inşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği’ni kazandım. Okulu bitirdikten sonra askere gitmek istedim ama yaşım tutmadığı için bir sene bekledim. Bu süre zarfını Perşembe’de keyif yaparak ge- çirdim. Perşembe Spor’un küçük bir takımı vardı. İstanbul’dan Ortaköy kulübümdeki lisansımı getirttim ve bir sene daha futbol oynadım, sakatlandım. Spor benim hayatımda önemli çünkü ben ekip ruhunu seviyorum. Ben her gün iyi olmak zorunda değilim, bir gün tökezlerim o sırada ekibin görevi üstlenip, günü kurtarması lazım. Başka gün o tökezlediğinde de, bizim kurtarmamız icabet eder. Spor hayatının insana kattığı bu takım ruhu anlayışını biz şimdi Park Cam ekibi olarak da benimsedik. Burada ayrışmaya yok, “Biz, siz yok! Başarı da, başarısızlık da ortaktır.”

 

Cam sektöründeki kariyeriniz nasıl başladı?

28 yıllık bir birikimim var ama ilk işim cam sektörü olmadı. Gemi İnşaat bölümünde okudum ama mezun olduğumda sektör kötü bir durumdaydı. Mezun olduktan sonra haliyle kendi paramı kazanma arzusuna büründüm. Deniz ve tekneler tutkum olarak kaldı. Makine mühendisi unvanım da olduğundan ilk işim olarak çok değerli büyüğüm Sn. Olgun Sönmez ile çalışmaya başladım. Sönmez Metal firmasında 2 sene klima ısıtma havalandırma üzerine çalıştım ve güzel işlerin parçası oldum. 1989 yılında ise Şişecam’da işe başladım. Burada 6 yıl özel bir proje içinde yer aldım ve bu kapsamda Japonya’ya eğitime gittim. Orada cam sektörü ile ilgili birçok gelişmeyi gözlemleme şansım oldu. Japon firmalarıyla yaklaşık 10 yıl süren züccaciye ve sonrasında şişe üretimi konularında teknik bilgi alışverişi içinde oldum. Şişecam süresinde farklı görevlerde uzun yıllar çalıştım ve iyi dostluklar edindim. Biriktirdiğim bu dostluklarımın karşılığını Park Cam’ın yatırımını oluştururken fazlası ile aldım. Yıl 2009’u gösterdiğinde ağır bir ameliyat süreci geçirdim. İyileşip işime geri döndüğümde kurumum beni Rusya’daki yeni yatırımlara göndermek istedi. Emekliliğime bir sene vardı ve eşim hamileydi. Haliyle ailemi bırakmadım ve işten ayrıldım. Bu süre zarfında robotik otomasyon işleri yapan arkadaşım Sn. Güven Başaran’ın Flokontrol firmasında çok kısa da olsa beraber değerli işlerin yürütülmesine yardımcı oldum. Hayatımın en keyifli dönemlerindendi, 6 ayı orada geçirdim, cam dışında başka endüstri kollarında kafa yormak da hoşuma gitmişti. Cam üzerine çalıştığım ve 28 yıl boyunca taşıdığım eğitim dokümanlarımı, biriktirdiğim belgelerimi, hiç paraya dönüştürme derdim olmadı. Fakat bilgimi, birikimlerimi, en doğru şekilde aktarma şansını Ciner Grubu’na bağlı olan Park Cam’ın teklifi ile yakaladığımızı hissettim. ‘Ciner Grubu Türkiye’de cam fabrikası kuruyor, düşü- nür müsünüz?’ teklifi üzerine ilk önce çok değerli dostum Sn. Mehmet Hekimoğlu’nu aradım. Yıllarca beraber çalışmıştık. Bu iş tek başına olmazdı, önce iyi bir ekip olmalıydık. Mehmet’i aradım, projeden bahsettim, “Sen varsan ben de varım” dedi. Bana göre dünyada cam şişe üretiminde üretim bilgisi ve fonksiyonları konusunda en bilgili 10 kişi arasında tartışmasız olarak Park Cam Yönetim Kurulu Üyemiz Sayın Mehmet Hekimoğlu vardır. Bu noktada bizlere ulaşan ve de en önemlisi güvenen CEO’muz Sn. Gürsel Usta’ ya bu şansı verdiği için içten saygılarımızı ve teşekkürlerimizi belirtmek boynumuzun her zaman borcudur.

Proje süreci ne kadar sürdü ve nasıl işledi?

Proje süreci tam 1,5 yıl sürdü. Ciner Grubu’nun İnşaat grubuna ve bu grubun çalıştığı mimar ve statikçilere hayalimizdeki cam ambalaj fabrikasını anlatırken bazen zorlandık. Her şeyi skeçler çizerek tarif ettik, maketler yaptık. Mekanik – Elektrik ve mimari projeleri çizdirdikten sonra sıra ekipmanların seçimine geldi. Sektördeki tecrübemizin ve dünyayı biliyor olmamızın karşılığını burada aldık, Mehmet ile bilgilerimizi ortaya koyarak, daha önceden yapamadığımız ne varsa bu fabrikada yaptık. Yapmışken en iyisini yapmaya çalıştık. En pahalı ekipmanı alırsanız en iyi sonucu alırsınız anlamına gelmez. En fonksiyonel ve verimli olanı oluşturmaya çalıştık. Önceden canımızı yakan ne varsa o noktaları tek tek çalıştık iş güvenliği açısından işin en başından önlemler düşündük. İş ergonomisi, işletme kolaylıkları ve işletme maliyetleri açısından hemen her şeyi irdeledik. Personelin çalışırken kendisini değerli hissedeceği bir fabrika hayal ederek yaptık her şeyi. Bizim makinelerimiz standart makine değildir, hepsi hibrit özelliğe sahiptir. Hiçbir makinayı sabit satın almadık, her bir parçasını en kaliteli en fonksiyonel olanı ile değiştirdik. Ekipmanların birbirleri ile uyumu çok önemliydi. Çünkü hedefimiz arkadan ateşlemeli olarak dünyanın en büyük günlük 500 tonluk cam fırınını ve buna bağlı ekipmanları oluşturmaktı. En kaliteli şişe için ne gerekiyorsa onu planladık.

 

Bizim Farkımız Bu!

Ekip ne zaman bir araya geldi?

5 yıl önce tüm ekipmanlar seçildi, inşaat başladı ve Mehmet ile konuşup işleri detaylandırmaya karar verdik. Bölüm şeflerini oluşturduk ve dedik ki, kendi kadronuzu kendiniz oluşturun, ekipmanlarınızı kendiniz seçin. Bizim farkımız bu. Çünkü bu çatı altındaki herkes bir ailenin ferdi olduğunun farkında. Hepimiz aynı yemeği tüketiriz, aynı çayı içeriz, ayrımız gayrımız yoktur. Herkes eşittir burada. Bu yüzden herkes kendi alanını kursun istedik. İnsanca çalışmak için serbestlik olmalı, kimse kısıtlanmamalı. Âmâ eleştiri, öneri ve uzlaşma kültürünü geliştirmiş ortak paydada buluşma yeteneği olan, birbirine sevgisi ve saygısı bulunan bir ekip oluşturmaya çok özen gösterdik. Onlar bize güvendi biz de şeflerimize güvendik. Bu aşamada, emekli olmuş veya başka işlerde çalışmakta olan 50’ye yakın, cam üretimi konusunda tecrübeli teknisyenimize bize güvenerek bu projeye katıldıkları ve bu başarının parçası oldukları için teşekkür ederim. Bazıları benim için, bazıları Mehmet için geldi. Ama hepsi cam üretimi yaparken mutlu olunabileceğini bizler ile beraber yaşamak ve görmek için geldiler. Park Cam’daki başarı tablosuna büyük katkıları olan; Genel Müdür Yardımcımız Sn. Selçuk Küçükseyhan, Teknik Müdürümüz Sn. Oğuz Kartepe, Üretim Müdürümüz Sn. Çetin Eğri, Kalıp Dizayn Tasarım ve Bakım Müdürümüz Sn. Mükerrem Er, üretim sürecinde direkt olarak görev alan bölüm şeflerimizden Sn. Bora Yalçın, Sn. Deniz Armağan, Sn. Mustafa Tok, Sn. Orhan Kurtalan, Sn. Yahya Uzun, Sn. Seçkin Tokgöz, Sn. Muhammed Öztürkoğlu ve diğer bütün bölüm müdürlerimize ve şeflerimize bütün aylık ve saat ücretli çalışanlarımıza, bizlere güvenlerinden ve olağanüstü emeklerinden dolayı ayrıca teşekkür ediyorum. Mükemmel bir sinerji ortaya çıkaran çok değerli ekibimizle gurur duyuyoruz. Biz gerçekten çok iyi bir ekibiz…

 

İş güvenliği hususundaki çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bu yatırımı planlarken son teknoloji ile donatılan bir fabrika ve bütün çalışanlarımız için insan olmanın erdemine layık bir iş ortamı yaratmaya çalıştık. Sağlıklı ve güvenli ortamda çalışma hakkı, insanların en temel hakkıdır düşüncesinden hareket ile İSG açısından gerekli olan tüm önleyici tedbirleri ekonomik çıkar gözetmeksizin almaya çalıştık ve sürekli çalışıyoruz. İş sağlığı ve Güvenliği konularında asla pazarlığımız olmamıştır. OHSAS 18001 belgesine sahip olan Park Cam’da dünya standartlarını yakaladık. Sürekli araştıran ve geliştiren bir İş Güvenliği ve İş Sağlığı birimimiz var. Ayrıca Ciner Grubu Park Holding bünyesinde oluşturulan merkezi olarak bilgi paylaşımı sağlayan ve denetleyen bir İSG Komisyonu da oluşturulmuştur. Halen bünyemizde 3 A sınıfı iş güvenliği uzmanımız var. Bunun dışında firmamızda çalışan muhtelif görevlerde yer alan mühendislerimizden 10 tanesi aynı zamanda C sınıfı İş güvenliği uzmanı belgesine sahip. Önce insan anlayışı ile hareket edilerek tüm süreçlerde birinci önceliğin İş Sağlığı ve Güvenliğine verilmesi, çalışanlar ile işverenler arasında bu duyarlılığın ve bilincin oluşması, geliştirilmesi ve tarafların tam katılımı ile iş kazalarının önlenmesi mümkündür. İş kazası bir kader değildir.

Şirket içinde nasıl politikalar takip edilmeli, çalışanlarla olan diyalog sizce nasıl olmalı?

Şirket kurmak hiç de sanıldığı gibi kolay bir iş değil. Vaktinizden feragat ederek yoğun zaman harcamanız gerekiyor. Eğer doğru yerde doğru hamleler yaparsanız kısa zamanda büyüyebilirsiniz. Koşullar ne olursa olsun çalışanlarla devamlı iletişim halinde olunmalı, kırıcı olmadan ya da rest çekmeden iş yürütülmelidir. Empati önemli, üretim esastır.

Öneri - eleştiri ve denetleme mekanizmaları doğru işlemelidir. Sorunların üstünü örterek, yok sayarak başarıya ulaşmak mümkün değildir. Planlanan üretim yapılamadıktan sonra bir bölüm veya kişiler başarılı olsa bile pek bir şey ifade etmez. Önemli olan hedeflere ulaşmaktır. Bu anlamda tüm çalışanlarımızın sorumluluğu var. Bunlar; sevgi, saygı, emek ve emeğe saygıdır.

 

Bu Ülkenin Üretime İhtiyacı Var!

Kendi çalışanlarınıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Bu ülkenin üretime ihtiyacı var. Ve biz üreten bir fabrika kurduk. Bu yola çıktığımızda, bazı arkadaşlarımı ikna ederken; fabrika kuracağız ve başaracağız demiştim. Başlangıçta çoğuna hikâye anlatıyoruz gibi geldi. Konuştuğum herkese söylediğim bir şey vardı; biz kafaya koyduk, bu işi bir şekilde başaracağız, sen de aramıza katıl, üzerine bir şeyler koy. Günün birinde bu başarı fotoğrafının içinde olmak istiyorsan bizimle gel dedim. Haklı olarak buraya geçme kararı alan insanlar için zor bir süreçti. Bizim sözümüze güvendikleri ve böyle bir ekibin parçası oldukları için hepsine teşekkür ederim. Onlarla gurur duyuyoruz. 50’ye yakın mühendisimiz var fabrikada. Hepsi genç ve cam üretimi konusunda tecrübesiz, burada eğitiyoruz hepsini. Onlardan beklentimiz çok büyük. Bizler bugüne kadar tecrübelerimiz ile bugünkü yatırımı oluşturduk fakat cam üretimi konusu sürekli gelişim isteyen bir konu. Tüm şeflerimiz, mühendislerimiz ve teknisyenlerimizden beklentimiz; bu yaratılan üretim efsanesinin her geçen gün daha da üzerine koymaları ve geliştirmeleridir. Bugün dünyanın en iyisiyiz ama en iyi olarak kalmayı başarmak için hiç geri adım atmadan ve bıkmadan sürekli çalışmalıyız. Dünya cam ambalaj üretiminde bir yol açtık, genç arkadaşlarımızdan beklentimiz açtığımız bu yolda gelişen dünyaya ayak uydurup daha büyük gururları hem kendilerine hem de ülkemize yaşatmalarıdır.

 

‘‘2’nci Fırınla Birlikte Park Cam’ın Üretim Kapasitesi Yüzde 100 Oranında Artarak, Yıllık 1.2 Milyar Cam Şişeden 2.4 Milyar Şişeye Çıktı’’

 

Şu an Park Cam bünyesinde 2 fırın mevcut, gelecek için planınız nedir?

Türkiye ve yakın coğrafyanın cam ambalaj lideri olmayı hedefledik, yeni üretim hatlarıyla 602 kişiye doğrudan istihdam, yaklaşık 2 bin aileye de dolaylı olarak iş imkânı sağladık. Üretimlerinde doğal soda külü kullanan Park Cam, ISO 9001, ISO 22000, ISO 14000,ISO 50001, OHSAS 18001 ve BRC (A+) belgelerine sahip. Uluslararası cam ambalaj endüstrisinin hedeflediği, daha hafif, daha dayanıklı, daha kaliteli şişe üretme hedefiyle yola çıktık ve sahip olduğumuz üstün teknolojiyle dünya standartları üzerinde fark yaratmaya devam edeceğiz. Bugüne kadar piyasaya 5 milyarın üzerinde cam ambalaj verdik bir tane bile üretim kaynaklı kritik müşteri şikâyeti almadık. Bu yatırımda biz her şeyi 4 fırına göre planladık. Başlangıçtaki hayalimizin yarısını gerçekleştirdik bile…

 

Çok Çalışıp Kazanacağız!

“Yıl 1978, amatör futbol oynadığım dönemler, Türkiye şampiyonasına gittik. Yarı finalde elendik, otobüs ile Ankara’ya dönüyoruz. Otobüste çıt yok hepimizin başı öne eğilmiş. Hocamız Mustafa Bey kalktı ayağa; “Beyler, ne oldu size, bu ne hal ?” dedi. Kaybettik, üzgünüz cevabını duyunca “Spor yapıyoruz, spor yaparken asla kaybedilmez, sadece kazanamadık. Bir dahaki sefere daha çok çalışıp kazanacağız, bunu unutmayın” dedi. Ve bu anı asla unutmadım…

 

4. fırın için takribi takviminiz nedir?

2013’te ilk fırını ateşledik, 2015’te ise 2’nci fırını devreye soktuk. Her 2 yılda bir yeni fırın devreye sokup 4’e tamamlamayı umuyoruz.

 

Park Cam’ın Türkiye cam ambalaj sektöründeki payı ne kadar?

2’nci fırınla birlikte Park Cam’ın üretim kapasitesi yüzde 100 oranında artarak, yıllık 1.2 milyar cam şişeden 2.4 milyar şişeye çıktı. Park Cam’ın bu yeni yatırımı, Türkiye cam ambalaj sektörünün toplam üretim kapasitesini yıllık net 157 bin ton daha artırdı. Park Cam böylece cam ambalaj pazarı içindeki payını yüzde 12’den yüzde 22 oranına çıkardı. 4 fırına ulaştığımızda tahminen Türkiye cam ambalaj pazarının % 40’ına ulaşmış olacağız.

Cam üretiminde kullanılan en önemli girdiler neler? Nasıl temin ediyorsunuz?

Ham maddenin %70’i kum, %17 ile 20 arası soda geri kalanı feldspat, kalker, dolomit gibi toprak esaslı malzemeler. Ülkemiz bu kaynaklar açısından oldukça zengin fakat biz kalitesinden dolayı kumu Mısır’dan temin ediyoruz. Zücaciye kumu kalitesi ile cam ambalaj üretiyoruz ve piyasadaki muadillerine nazaran daha parlak olmasının sebeplerinden bir tanesi de bu. Ürünlerimizde doğal soda külü üretimi konusunda dünya lideri olmakta olan Ciner Grubu’nun kendi kaynaklarında üretilen doğal soda külü kullanılmakta.

 

Ürün ve ürün gruplarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?

Fırınlarımız beyaz, yeşil ve amber olmak üzere her türlü rengi üretmeye hazırdır. Şu an çoğunlukla yeşil ve belli bir miktarda beyaz cam şişe üretiyoruz. Bir üretim hattımızda ise forehearth renklendirme ve kobalt mavi gibi sonradan renklendirme ile muhtelif renklerde şişe üretebiliriz. Talep durumunda her türlü şişe ve kavanoz üretebilecek teknolojik alt yapı fabrikamızda mevcut.

 

Peki, camın geri kazanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Maalesef bu konuda ki tablomuz ülke olarak iç açıcı değil. Yılda yaklaşık 1.500.000 ton cam ambalaj üretilirken bunun ancak % 10 kadarı geri toplanabiliyor. Yani yılda yaklaşık asgari 1.400.000 ton cam maalesef çöpe gidiyor. Geri dönüşüm olarak cam kırığını ne kadar fazla tüketirsen doğal kaynakları o kadar az tüketirsin ve tasarruf edersin. Karbon salınımı düşer ve çevreyi daha temiz tutarsın. 200 gramlık bir şişe 80 Watt’lık bir lambayı bir saat boyunca yakıyor. Camı eritmek için 1500 derece sıcaklık gerekiyorsa cam kırığını eritmek için 1100-1200 derece sıcaklık gerekiyor. Mesela Avrupa’da %95 cam kırığı değerlendiriliyor. Bu da demek oluyor ki bizden %85 daha fazla cam kırığı kullanıyorlar. Yani camı eritirken bizlerden %20 daha az enerji harcıyorlar. Maliyetin zaten %20 -35’i enerjidir. Cam geri dönüşümü, sonu olmayan bir hikâyedir. Plastik ve kâğıdın aksine cam sınırsız olarak yeniden değerlendirilebilir.

Teorik olarak cam kaplar kalite kaybı olmadan neredeyse % 100 oranında eski camdan imal edilebilir. Geri dönüşümün neden bu kadar önemli olduğunu anlamak için bunları bilmek bile yeterli. Sadece camın değil tüm atıkların geri kazanımı ülke ekonomisi için çok değerli. Bu bilinci en kısa süre de halkımıza kazandırmamız gerekmekte. Kullandığımız herhangi bir ürünün görevini yerine getirdikten sonra geri dönüştürülebilir özelliğini taşıyor olması, bu dünya üzerinde yaşayan her canlı için ciddi bir kazanç demektir. Camın geri dönüşümü konusunda da Park Cam olarak çok ciddi çalışmalar içindeyiz. Cam geri dönüştürülmese bile %100 toprağa tekrar dönüşebilen ender bir malzemedir. Bu nedenle sadece kişi sağlığı olarak değil çevre ve dünya sağlığı için cam çok önemlidir.

 

Sağlıklı yaşam ilkesi yaygınlaştıkça cama olan ilgi yükselişe geçti…

Gıdayla temas yüzeyine ilave koruma kaplaması gerektirmeyen tek ambalaj, cam ambalajdır. Cam dışındaki ürünlerin zararları ile ilgili olarak yazılıp söylenebilecek pek çok şey var. Astım, kalp rahatsızlığı, kanser, migren, kısırlıktan, obezite gibi birçok sağlık sorununa neden olduğu bilinen ürünlerin hammaddesi, bilindiği gibi bir petrol artığıdır. Plastik şişede gazlı bir içecek bozulur ama cam şişe hava geçirmediği için daha avantajlı ve sağlıklıdır. Mesela kişi başı su tüketimi yıllık 150 litre ama 150 litrenin 100 litresi, damacanada geliyor evinize. 49 litresini pet şişeden içiyorsunuz, sadece 1 litresi cam şişede. 150 litrede 1 litre, Avrupa’da ise bu oran %7’lerde. Türkiye, dünyanın önemli jeotermal kuşaklarından olan Alp-Himalaya jeotermal kuşağında bulunması nedeniyle mineralli sular açısından zengin ülkeler arasında. Marmara, Anadolu ve Karadeniz bölgelerindeki havzaların derinliklerinde önemli mineralli su kaynakları bulunmaktadır. Avrupa’dakinden daha zengin minerale sahibiz fakat ülkemizde kişi başı maksimum 10 litre maden suyu tüketiyoruz. Avrupa ülkesinde kişi başı yılda 100 litre mineralli madensuyu tüketilmektedir.

parkcam genel müdürü röportaj parkcam semih özbay

İLGİLİ HABERLER

Mevcut öğe yok

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapın
Giriş Üye Ol